17 Mayıs 2012 Perşembe

Sumo Güreşi

Sumo Güreşi



Sumo, Japon kültürüne özgü sporların içerisinde apayrı bir yere sahiptir. Sumonun, enaz 1500 yıllık bir geçmişi vardır. Bugün efsane olarak anlatılan eski inanışa göre, tanrı Take-Mikazuçi ülkede egemenliğini kurabilmesi ve sürdürebilmesi için rakibiyle sumo yapması gerekirdi. Tanrıların sporu olan sumonun yarı dinsel bu niteliği, bu sporun halk için yaşamsal öneme sahip bütün etkinliklere girmesine yol açmıştır. Önce tapınaklardaki törenler içerisinde uygulanırken, ilk aşamada saraya taşındı. Dinin devlet işlerindeki ağırlığının arttığı 8. yüzyılda, Nara döneminde saray törenlerinde sumoya yer verildi. Samuraylar da bu sporun gelişmesine büyük katkılarda bulundular. Çünkü sumo, 12. yüzyıldan itibaren başlayan askeri yönetimin vazgeçilmez unsuru olan samurayların eğitimi için biçilmiş kaftandı.
17. yüzyıldan itibaren sumo güreşi saraya ve devlete ait olmaktan çıkıp soylular arasında yayıldı. Soylu aileler, sumoyu eğlenceleri arasına soktular. Sumo bu dönemde kurumsallaştı. Soyluların eğlence aracı zaman içinde sıradan vatandaşlar arasında yayıldı. Bu gelişim elbette başlangıçta dinsel nitelikteydi. Halk ülkenin kaderi üzerinde etkili olduğuna inandığı sumo sporunu günlük yaşamına taşıdı. Bereketli bir ürün için ekim zamanı düzenlenen yarı dinsel törenlerde sumo yapılmaya başlandı. Dualar arasında yapılan sumo güreşleri tanrılara adanmaya başlandı. Sumo sonraları dinsel kimliğinden sıyrılırak, halkın eğlenceleri arasına girdi.
Sumo tanrıların katından halkın arasına, meydanlara, tarlalara indikçe bu sporun tekniği de evrim geçirdi. Başlangıçta boks ve güreş karışımı, gereğinden fazla sert ve kuralsız iken, saraydaki törenlerde yer almasıyla birlikte, sumoya bazı kurallar koyularak, saray protokolüne uygun bir hale getirildi.Sumo sporu, Japonların geleneksel savunma sporlarının genel adı olan jijitsu’nun başlangıcı ve temelidir. Bu nedenle günümüz Japon toplumunda bu spora büyük saygı duyulur ve ayrı bir önem verilir. Profesyonel sumo federasyonunca, dört büyük kentte, her biri 15 gün süren yılda altı turnuva düzenlenir. Bu turnuvalar, her yıl Tokyo’da Ocak, Mayıs ve Eylül aylarında, Osaka’da Mart ayında, Nagoya’da Haziran ayında, Fukuoka’da Kasım ayında yapılmakta ve bütün ülkede büyük bir heyecanla izlenmektedir. Bu karşılaşmalar yurtdışında da çeşitli uluslar arası tv kanallarında da yayınlanmaktadır.




Kurallar:
Sumo sporunda oyuncuya “rikişi” denir. Rikişi’nin amacı, rakibinin dengesini kaybetmesini sağlayarak ya vücudunun herhangi bir kısmını mindere değdirmek ya da ringin dışına atmaktır. Sumoda amaç karşılaşma sırasında rakibini bu ringin dışına itmek, veya rakibin dengesini kaybetmesini sağlayarak vücudunun bir kısmının yere değmesini sağlamaktır. Vücudunun herhangibir kısmı, genelde ayağı, bu daire ringin dışına çıkan Rikishi (Sumo sporcusuna verilen isim) maçı kaybeder. Ancak kaybetmek ringin dışına çıkmadan da olur. Bu durumda ise ayak tabanları dışında vücudunun herhangi bir kısmı yere değen Rikishi maçı kaybeder. Bu dizi olabilir, kolu olabilir, hatta el parmaklarının herhangi birinin ucu olabilir. Ayrıca ayak parmaklarının veya topuğun az bir kısmının bile bu ringi oluşturan halattan dışarıya basarsa maçı kaybeder. Kısaca Sumoda amaç dimdik ringin içinde durmaktır. Kurallar rakiplerin hareketlerinede sınırlama getirir, örneğin yumruk atmak, saç çekmek, karna veya gövdeye tekme atmak yasaklanmıştır. Ringe çıkan Rikishi eline aldığı bir avuç tuzu ringin ortasına doğru havalı bir biçimde serper. Bu tuz serpme tarzı bile o Rikishinin özelliğle ilgili ipuçları verir. Sumoda kilo sınırlaması yoktur. Kilolara göre kategori ayırımıda yoktur. Bir Rikishi karşısında kendinin 2 katı ağırlıkta bir rakip bulabilir. Bu yüzden Sumo sporunun kendine özel teknikleri vardır. Bu teknikleri akıllıca uygulayan kazanır. Çünkü şimdiye kadarki karşılaşmalar içinde düşük kilolu olmasına karşın ağır rakibinin yenen Sumocular çıkmıştır. Rikishiler yani Sumo yapan sporcular normal Japon vatandaşları arasında da aşırı ağırlığa sahiptirler. Genel olarak şu bir gerçektirki ağır olmak Rikishi’ye her zaman avantaj sağlayacaktır. Bu yüzden 250 kilo civarında Rikishilere rastlamak mümkündür. Ağır cüsselerine rağmen Rikishilerin çok esnek vücutları vardır. Bir Rikishi olmak için Japon olmak şart değildir. Japon Sumo Liginde başarılı Havaili Rikisiler de vardır. Hatta Moğolistandan bile Rikishi çıkmıştır. Turnuva sonunda kazanan Rikishi İmparator Kupasını sahibi olur. Her Ligin kendi içindede ödülleri vardır. Bunlar shukunsho, kantosho, ginosho’dur.

Ninjutsu

Ninjutsu nedir ?

 


Ninjutsu‘nun aslı çin, Hindistan, Tibet ve Çin’den de uzak diyarlara dayanır. 1500 yıl önce Japonya’ya kaçan rahip ve savaşçıların Japon kültürü ve savaş sanatları ile karışan bilgelikleri ve bilgilerinin yüzyıllar içinde harmanlanıp bir hayat biçimine dönüşmesidir bu sanat. Sanıldığının aksine Ninjutsu bir dövüş sanatı değildir. Ninja her türlü dövüş ortamından şiddetle kaçınır ve kendi, sevdiklerinin ve hocasının hayatı, ülkesi ve inançları dışında hiçbir şekilde günlük ego tatminleri için bu sanatı kullanmaz. Ninjutsu geçmişe sıkışıp kalmış bir öğreti değildir, devamlı gelişerek ve değişerek hayatta kalmıştır bu yüzden her devirde geçerli olan bu sanat zamanımızda da en kullanışlı hayat öğretilerinden biri olmayı sürdürmektedir.

Birçok kişi bu sanatı yanlış tanımaktadır bunun başlıca nedenleri Filmler ve bilgisiz eğitmenlerdir. Ninjalar‘ın temelde çıkış noktaları barıştır bu yüzden savaşmamayı tercih etmişler ve kardeşin kardeşi öldürdüğü savaşan eyaletler döneminde birer piyon olmamışlardır. Gerçek Ninja öğretisi bir aydınlanma yoludur bu yol uzun ve zordur.



Ninjutsu Size ne Yararlar Sağlar ;
1-)Her sanat sizi tüm tehlikelerden koruyamaz, Ninjutsu her türlü yumruk, tekme, boğma, bıçak, sopa, kılıç ve benzeri saldırılara karşı korunma imkanı sağlar.
2-)Tehlikenin farkına varmanızı ve oluşmadan uzaklaşma şansını verir.
3-)Disiplin kazandırır.
4-)Zihin, Vücut ve Ruh dengesi sağlar
5-)Kendinize güveninizin yerine gelmesi ile egolardan uzaklaşmanızı sağlar.
6-)Dinçlik ve mutluluk verir.
7-)Hayata ve olaylara farklı bir açıdan bakmanızı sağlar.

Kendo

Kendo Nedir?

 


Kendo kelimesi Japonca’da “Kılıç Yolu” anlamına gelmektedir. Japonya’da olduğu kadar genel olarak Asya, Avrupa ve Amerika’da da en yoğun ilgi gören budo (savaş disiplinleri) dalıdır. Kökenleri samurai sınıfının esas silahı olan Japon kılıcı katana ‘nın kullanımına dayanmaktadır. Modern Kendo, yaklaşık üç asır önce shinai (bambu kılıç)’nin ve bogu (antrenman zırhı)’un Japon savaşçılarının çalışma aracı olmaya başlaması ve geleneksel kılıçla savaş sanatının bu sayede güvenli ve serbest çalışımıyla bugünkü şeklini almıştır.

16. Yüzyıl Feodal Japonya’sında tüm ülke çapındaki iç savaşlar sırasında kılıç teknikleri ölüm kalım pahasına öğrenilmekteydi. Samurai’lar kılıçlarını sanki kollarının doğal bir uzantısıymış gibi benimser, genelde tahta kılıçla çalışırlardı. Bu dönemin sonucunda kılıç kullanımındaki temel yollar ?kata? yani kendo‘nun esas formları olarak ortaya çıktı. Öğretilerinin tamamen kendine özgü olduğunu öne süren kılıç ustaları tarafından yaklaşık 600 kadar kılıç okulu kurulmuştur. Bunların birçoğu günümüze kadar gelememiştir.

Kılıç sanatının o zamanki temel amacı rakipleri en etkin şekilde öldürmekti. ?Bushi? savaşçılarına düşmanlarına gereksiz acı çektirmemeleri amacıyla anında öldürmek öğretilirdi; bu düşünce ?Bushido? yani Savasçının Yolu’na ait bir gelenekti.

?Kata? formları Kendo‘da temel olarak öğretilmeye devam edildiyse de kata ‘ların belli kombinasyonları kılıç savaşında gerçekleşebilecek olasılıkların hepsini karşılayacak yeterlilikte olmadığı için yeni arayışlar oldu. Tekniklerin özgürce çalışılma ihtiyacı shinai ve bogu’nun kullanımını doğurdu.

Bugün Kendocular öncelikli olarak shinai ve bogu ile, kata formlarını ise gerçek ya da tahta kılıçlarla çalışmaktadırlar. Tipik şekliyle modern Kendo, dojo adındaki çalışma mekanında, sensei (öğretmen), sempai ve kohai (kıdemli ve kıdemsiz öğrenciler) olan kenshi (kılıç kullanıcılar)’in düzenli ve hep birlikte karşılıklı çalışmalarını içerir. Kendo, fiziksel gücün olduğu kadar zihinsel ve ruhsal gücün de kullanımını ve gelişimini öngörür. Cesaret, hızlı ve sakin karar verme, ekip bilinci gibi yetenekleri, saygılı ve kibar olmak gibi belli davranış kalıplarıyla birlikte çalışanlarına yansıtır. Barındırdığı binlerce senelik geleneği ve kişisel gelişime dayalı olan kendine özgü amaçları, Kendo‘nun spor olmak ötesinde farklı bir öğreti olduğunu kanıtlamaktadır.

Bu özellikleriyle Kendo, 1911 senesinden beri Judo ile birlikte Japonya genelinde erkek öğrenciler için zorunlu ders haline getirilmiştir. Günümüzde yirmi milyona yakın çalışanıyla Kendo Japonya’nın en popüler sanatlarından biri konumundadır. Uluslararası Kendo Federasyonu’na 41 ülke üyedir; düzenledikleri Dünya Şampiyonası üç senede bir, Avrupa Şampiyonası ise iki senede bir yapılmaktadır.

Kendo Çalışmanın Amacı

Zihni ve Vücudu birleştirmek,
Dinç bir ruhu işlemek,
İnsan nezaketi ve onurunu saygın tutmak,
Diğerleriyle samimi olmak,
İnsanlar arasında barış ve refahın desteklemesini sağlayacaktır.

Kendo yaparken etrafınızdakileri gözlerinizle görmeyi,olaylara anında tepki vermeyi ve zihninizi kullanarak zaman geçirmeden karar vermeyi öğrenirsiniz. Bir Kendo karşılaşmasında rakibinizi gözlerinizle izlersiniz, hareketlerine hızla tepki verirsiniz ve zihninizde tasarladığınız üzere saldırıya geçmek için beliren fırsatları değerlendirirsiniz. Zihninizin gözü, zahitlerin Zen çalışmalarında olduğu gibi sadece zorlu ve uzun bir eğitim sonucunda açılır.

Kendo çalışmalarının önemli amaçlarından biri, bir Kendo karşılaşması sırasında ya da kişinin içinde bulunduğu herhangi bir durumda hiçbir zaman zihinsel olarak hazırlıksız yakalanmamasını sağlamaktır

Aikido



Aikidō (Japonca: 合気道) bir "Modern Japon savaş sanatı" (Japonca: 現代武道 Gendai Budō) dır. Japonya'daki diğer savaş sanatları gibi aikido sadece kendini korumak için değil aynı zamanda ruhsal gelişim için de bir öğretidir.
Aikido adı üç kanji'den oluşmaktadır:
  • 合 ai (birleşme, uyum)
  • 気 ki (veya çi)(yaşam gücü, ruh)
  • 道 dō (yol)
Bir bütün olarak da anlamı "Yaşam Gücü İle Bütünleşme Yolu"dur. Aikidonun felsefesi insanın kendi yaşam gücünü geliştirmekten ibarettir. Yaşam gücünü geliştirmek ama kazanım ile veya yenilgi ile bağlanmamaktır. Aikido öğrencilerine aikidoka denir. Aikidonun savaş sanatı olarak ortaya çıkışı 1930-1960 yıllarına rastlar. Aikidonun kurucusu ve ilk hocası (bilindiği adıyla Ōsensei) Morihei Ueshiba (1883-1969) dır. Teknik anlamda aikidonun temelinde yatan savaş sanatları Daitō-ryū Aiki-jūjutsu ve Kenjutsu dur.
Aikido eğitimlerinde üç tip silahın eğitimi temeldir.Bunlar jo,bokken,tanto dur.Aikido belirli teorik ve pratik bilgileri içinde barındırır.Teorinin ve pratiğin iç içe geçtiği yer ise antrenman yeri yani Dojo dur.
Genelde aikido bir saldırı sanatı değil, bir savunma sanatı olarak anılır. Ancak bu yetersiz bir tanımlamadır. Aikido geleneksel Japon Budo'sunun bir örneğidir. Budo kelime anlamıyla mızrağı durdurmak anlamına gelirken, içeriği savaşçının yolunu kapsar. Budo kelimesinin karşılığı olarak savaş sanatı (martial arts) kullanılabilir. Savaş sanatı, "budo"yu en yakın ifade eden kavram olabilir.Savunma sanatı tamamen bir yanlış anlama ve eğitim eksikliğidir. Savunma ve saldırı kavramları, savaş sanatının stratejileridir. Savaşçı savunmayı, saldırıya karşı bir tepki olarak değil, bir strateji olarak kullanır ve bir stratejinin diğerine önceliği yoktur. Önemli olan doğru zamanda doğru stratejiyi kullanabilmektir. Aikido bu stratejileri ve kullanımlarını öğretir. Aikido farkındalık,zamanlama ve tekniksel bütünlüğü içerir.Çalışan kişiye kazandırdıklarının en başında farkındalık ve duruma uyum sağlayıp ona uygun olan reaksiyonu verme yetisidir.
Bununla birlikte Aikido modern ve geleneksel olarak ikiye ayrılmıştır. Modern Aikido daha çok Avrupa'ya uygun hale getirilmiş hâli olmakla birlikte, Geleneksel Aikido (Iwama Ryu)hala köklerini korumakta ve kaynağından ilk çıktığı gibi devam etmektedir.

KARATE

KARATE NEDİR TARİHİ STİLLERİ

 

 

Karate, Japon silahsız savaş sanatı Karate Do (空手道:からてどう), için yaygın kullanılan kısaltılmış terim olup Japonca kara (空:から)boş + te (手:て) el + do yol, sanat kelimelerinden oluşmakta ve silahsız elin yolu/sanatı anlamına gelmektedir. Zen Budizmi ve Japon kültürü ile yoğrulan Karate, kişinin kendini; bedensel ve zihinsel olarak eğitmesi ilkesi üzerine kurulu, eğitim sistemi sayesinde insanı şiddetten uzaklaştıran, barışçıl duygular beslemesini sağlayan bir disiplindir.

Etimoloji
Karate'nin adının kaynağı hakkındaki bilgi günümüzde bile tartışılmaktadır. "Kara" Japonca'da boş anlamına gelmektedir. Çince'de ise "kara" Çin demektir. "Te" ise el veya yumruk anlamına gelir. Kelime daha önceleri kanji ile 唐手 şeklinde ve "Çin eli/yumruğu" anlamına gelecek biçimde yazılırken, daha sonraları aynı şekilde okunan ama "boş el" anlamına gelen 空手 biçiminde yazılmaya başlanmıştır. Bu etimoloji Çin kökenli kempo'nun, Ryukyu takımadalarının yerli dövüş teknikleri ile kaynaştırılması sonucu Karate'nin ortaya çıkmasıyla da uyumludur.
 Tarih
Karate Okinawa adasında doğmuştur. Çin (özellikle Fujian) kaynaklı kempo tekniklerinin Ryukyu adalarının yerli dövüş stilleriyle kaynaştırılması sonucu Okinawa'nın çeşitli yer isimleriyle adlandırılan (Naha-te, Shuri-te, Tomari-te, vb.), ustadan ustaya önemli farklılıklar gösteren ve toplam bir terim olarak "Karate" (唐手) olarak bilinen savaş sanatları doğmuştur. Karate'nin bu erken dönemine ilişkin en önemli belge Çince yazılmış olan ve 20. yüzyıl başlarına kadar yaygın olarak kullanılan Bubishi (武備志) adlı kitaptır. Geleneksel Okinawa toplumunda Karate pēchin (親雲上) adı verilen samuray sınıfı tarafından öğreniliyordu.
Japon Budo'sunun Karate üzerindeki etkisinin 19. yüzyıla kadar sınırlı olduğu söylenebilir. Ancak 20. yüzyıl başında başta Gichin Funakoshi olmak üzere çeşitli Okinawalı ustaların Japonya'ya yerleşmeleri sonucu Karate Budo ile uyumlulaştırılmaya başlanmıştır. Bu aşamadan itibaren, gendai budō (現代武道) adı verilen modern Japon savaş sanatları ile birlikte gelişimini sürdüren Karate, biçim ve anlayış yönünden Jigoro Kano'nun Jujutsu kökenli Judo'yu yaratmasından önemli ölçüde etkilenmiştir. Yine bu dönemde Karate'nin "boş el" anlamına gelen 空手 biçiminde yazımı yaygınlaşmıştır.
İkinci Dünya Savaşı'na kadar Japonya'da dahi çok bilinen bir dövüş tekniği değildi. Daha sonraları Amerikan işgali sırasında popülerliği artmıştır. Fakat Amerikan ordusu işgal sırasında kendine karşı kullanılma riskinden ürktüğü için bu savaş sanatının bir savunma sporuna çevirilmesini istedi. Bu istek o zaman Karate'nin duyulmasında büyük rol oynayan Funakoshi tarafından karşılandı ve Karate'nin ilk spor versiyonu oluşturuldu. Bu sayede öğrenmesi yıllar alan ve oldukça zor olan sanat tüm dünyada popüler hale gelebilmiştir. Daha sonra öğrencileri tarafından stili, Ustanın şiir yazarken kullandığı mahlası olan Shōtō, yer, okul anlamına gelen Kan ve metod, stil anlamına gelen Ryū kelimelerinin birleşimi olan Shōtōkan-ryū (松濤館流) veya kısaca Shotokan (松濤館) olarak adlandırılmıştır.
 
Terminoloji Giysilerine Karate-gi, öğrencilerine karate-ka denir. Karate antrenmanları genel olarak üç kısımdan oluşur. Bunlar, Kihon, Kata ve Kumite'dir. Kihon karatedeki temel tekniklerin parça parça çalışılmasıdır. Kata, sıraları önceden belirlenmiş çeşitli tekniklerin belirli bir sıra ile uyguTürkiye'de Karatelandığı Karatenin kuşaktan kuşağa aktarılması için oluşturulmuş alıştırmalardır. Kumite antrenmanda yapılan dövüş alıştırmasıdır.
 Karate Türkiye'ye 1962 yılında Güreş antrenörü Halil Yüceses'in Japonya'dan dönüşü sonucu Judo ile birlikte girmiş, bazı Karate tekniklerinin çeşitli judo hocalarıca öğretilmeye başlanması ve Türk Silahlı Kuvvetleri yakın dövüş eğitiminde yer bulması üzerine tanınmıştır. 1969 yılında Judo Federasyonu teknik direktörü Michael Novowitch antrenör kurslarında judonun yanı sıra Karate eğitimi de vermiştir. Hakkı Koşarın öncülüğünü yaptığı Türkiye Amatör Karate Organizasyonu ile 1970'lerde judodan bağımsızlaşma sürecine giren Karate 1980'de Türkiye Judo Federasyonu'nun Türkiye Judo ve Karate Federasyonu olarak yeniden örgütlenmesiyle federasyonlaşmış, 1990'da ise Türkiye Karate Federasyonu kurulmuştur. Türkiye'de Karate'nin ilk yıllarından itibaren JKA-Shotokan ekolü (Nakayama stili) açık bir egemenlik kurmuştur. Bu durum Karate'nin "geleneksel karate" ve savaş sanatı anlayışından çok bir müsabaka sporu olarak tanınmasına ve organize olmasına yol açmıştır. Türkiye'de Karate faaliyetlerinin yaklaşık %95'i Shotokan stilinde ve "spor karate" formundadır.

Karate Stilleri
Shotokan Goju Ryu Shito Ryu Wado Ryu Ashihara Kyokushinkai Uechi Ryu
Shotokan


(Japonca: 松濤館流 Shōtōkan Ryū), Japon Karate Federasyonu tarafından kabul gören dört Karate Stilinden biri. Günümüzde Japonya dışında en çok yayılmış stildir. Ryu kelimesi Japoncada metodoloji, metod, stil anlamına gelir. Adını stilin kurucusu olan Gichin Funakoshinin şiir yazarken kullandığı mahlasının, öğrencileri tarafından çalıştıkları Dojoya verilmesinden almıştır. Shoto Çam kokulu dalgalar, Kan ise okul anlamına gelir. Doğup büyüdüğü Okinawa adasında uzun yıllar Savaş Sanatları çalışan Funokashi, geleneksel karate tekniklerinin uygulanmasının çok zor olduğuna karar verdikten sonra, sanatın yediden yetmişe herkesin uygulayabilmesi ve Japonyada okullarda beden eğitimi derslerine girmesini amaçlayarak tenikler üzerinde düzenlemeler yapmıştır. Bu yüzden Usta, Karatenin özünü bozmak ve tekniklerin gücünü azaltmak konusunda eleştirilmiştir. Ancak Ustanın yaptığı düzenlemeler sayesinde teknikler gerçekten her yaşta sporcunun uygulayabileceği ve rahatlıkla kavrayabileceği hale geldiği için tüm dünyada yayılma imkanı bulmuştur. Bir karate tekniğinin güçlü bir şekilde uygulanabilmesi, sporcunun bu tekniği doğru bir şekilde çok tekrar etmesi ile sağlanır. Ancak geleneksel karate ekollerinde daha fazla fiziksel güce ve nefes egzersizlerine önem verilmiştir.Shotokan stilinin Türkiyedeki en tanınmış ve bilinen ustalarından olan Sensei Çağdaş AGUN bu sitilin rencide edilmemesi ve yayılmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.



Goju Ryu

Goju Ryu (Japonca: 剛柔流 Goju Ryu), Dunya Karate Federasyonu WKF'nın[1] resmi olarak kabul ettiği dört Karate sitilinden biridir. Okinava kökenli Karate sitili olan Goju Ryu, Japonca Sert-Yumuşak Okul anlamına gelmektedir. Çin kökenli, 'iki karşıt ögenin birleştirilmesi" prensibinden oluşturulan wu pei chih doktrini üzerine kuruludur. Tüm Karate Stilleri içinde Çin Kökenli Savaş Sanatlarından en çok etkilenen Goju Ryu'dur. Stilin ortaya çıkışı Okinava Adasının Naha Kasabasından olan Kanryo Higashionna, (1850-1915)'ya dayanır.

Tarihçe

Goju Ryu karate Stili, Kanryo Higashionna nın Naha Te stilinden gelişerek meydana gelmiştir. Naha Te'nin geçmişini Kung Fu'nun beş hayvan stiline kadar takip edebiliriz. Yaklaşık 10 yıl Çinde savaş sanatları eğitimi alan Kanryo Higashionna Okinavaya döndüğünde yerel dövüş tekniğini Çinde öğrendiği prensiplerle sentezleyerek, Yardımcısı Chojun Miyagi ile birlikte öğretmeye başlamıştır.

1916 yılında Kanryo Higashionna öldüğünde, Chojun Miyagi stilin fiili yöneticisi olmuştur. Usta Miyagi, uzun yıllar Çinde kalarak ve Çinli Kung Fu ustaları ile çalışarak, tekniği geliştirmiş, Gerek Okinava gerekse Japonya'da birçok izleyici ve resmi yetkili önünde gösteriler yaparak stilinin tanınmasını sağlamıştır. Kitlelere ulaşmasını sağladığı için stilin kurucusu olarak anılır.
Okinawa Ryu Kyu adalar grubunun bir parçası olarak yüzyıllardır Çin ve Japon kültürlerinin birleştiği bir adadır. Çin etkisi, adada M.Ö. 300 yılından beri görülmektedir. Özellikle 15. asırda Sho Hanedanı sırasında doruğa çıktı ve Okinava altın devrini yaşadı. Bu etkiler sadece ticaret ve kültürde değil, yöresel savaş sanatlarında da hissedildi. Okinava halkı yıllardır oldukça sert olan "Te" (El) denen kendi tekniklerini kullanıyorlardı. Özellikle Çin'in Fukien Bölgesinde yaygın olan Shaolin Boksu "Te" yi etkileyip daha yumuşak, akıcı ve yuvarlak bir özellik kazandırmıştır. 1609’daki Japon istilasıyla altın devir bitmiş ve Japon etkisi görülmeye başlamıştır. Japonlar halkın silah taşımasını yasaklanmıştır. İşgalci Samuray'lar bu yasaktan muafdı. Ayrıca dövüş teknikleri çalışmaları da yasaklanmıştı. Bundan dolayı silahsız dövüş teknikleri gizlice çalışıldı ve sonraki üç asırda Okinava'nın özelliklerini kazandı.

Yerel silahsız savaş sanatı "Okinava Te" olarak anılmaya başlandı. Bu gizlilik yöresel ve kişisel etkilerle üç ana stilin gelişmesine neden oldu. Bunlardan Shuri Te, Shaolin Boksunun sert özelliklerinden etkilendi. Naha Te ise yumuşak olan Tao sisteminin enerjinin iç kontrölüyle birleşti. Tomari Te ise her ikisinin birleşimiydi. Buradaki önemli nokta Shuri Te saldırıya yönelik, yakalama ve fırlatma tekniklerini kapsayan Naha Te ise, savunmaya yönelik yöntemi seçti. 19. asır sonlarında Shuri Te ve Tomari Te birleşerek Shorin Ryu adını aldı. Naha Te ise Goju Ryu olarak adlandırıldı.

Bütün talebelerin iyi bilmesi gereken büyük usta Kanryo Higashionna tarafından geliştirilen Goju Ryu Karate, Gogen Yamaguchi tarafından geliştirilen Japon Goju sistemi Goju Kai haricinde orijinal stil olarak hiç bozulmadan kaldı. Goju Kai ise bir çok alt dala ayrıldı. Gogen Yamaguchi büyük usta Kanryo Higashionna'dan sonra gelen Chojun Miyagi'nin talebesiydi ve Goju Ryu'ya kendi yorumunu getirdi.

Japonya seyahati sırasında Chojun Miyagi'ye sisteminin adı sorulunca yine o an kendisi tarafından verilmiştir. Bu isim öğrencinin hem zihinsel hem de fiziksel özelliklerini ima eder. Fiziksel olarak, akıl ve vücudun doğru konsantrasyonu ile doğru nefes alıp vermenin sonucu olarak teknikler kaya gibi sert olmasına rağmen yumuşak, akıcı bir izlenim veren Taocu etkiler vardır. Zihinsel olarak hayatın basit yönlerini ve gerçeklerini takdir eden ve bunları seven mütevazı fakat aynı zamanda bir tehlike anında fiziksel ve zihinseş olarak güçlü olan bir insanın idealidir. Fiziksel ve zihinsel olarak yumuşak ve sertin mükemmel dengesini sağlamak ciddi bir Goju Ryu öğrencisinin amacı olmalıdır. Chojun Miyagi'nin idealleri ve felsefesi bugün gerçek Okinava Goju Ryu Karate’nin eğitim temelini oluşturmaktadır.[2]

Goju-Ryu Kata List
Geki Sai Dai Ichi Geki Sai Dai Ni Saifa Sanchin Seiyunchin Shisochin Sanseiru Seipai Tensho Seisan Kururunfa Suparinpei

Ashihara

Yirminci yüzyılda Kancho Hideyeku Ashihara tarafından kurulan Karate stili.

Kurucusu

Ashıhara 1944 de Japonya’nın Hıroshima Ken şehrinde doğmuştur. Deniz askeri okuluna gitmiş ancak devam ettirememiştir. Askeri okul sıralarında uzun müddet Kendo çalımış, sokak kavgalarına katılmıştı.
Okuldan ayrıldıktan sonra bir benzincide çalışmaya başladı.Sokakta kazandığı dövüş tecrübesini bir Do sanatında kullanmak istiyordu.Kenpo bir noktadan sonra ona yetersiz geldi. Çeşitli dojo lara gidiyor ve değişik sistemleri deniyordu.
Oyama’nın dojosuna 1961 yıllının eylül ayında 16 yaşında başlamıştı. 1964 yılında siyah kemeri aldı ve öğretmenliğe başladı Ashıhara.1966 ise kyokushin sisteminde çok önemli bir rütbeye geldi.

Çeşitli olaylar sonucu hocası ile arası açılan Ashihara kendi sistemini kurmuş ve çalışmalarına bu yönde devam etmeye başlamıştı. 1980 yılında Ashihara Kai Kan kuruldu.
Ashihara 1995 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Kuruluşu

Kancho Hideyeku Kyokoshinkai Karete'nin kurucusu Masutatsu Oyama'nın öğrencilerinden biridir. Hocasından ayrıldıktan sonra kendi stili olan Ashihara kareteyi geliştirmiştir.
Ashihara karete genelde kyokushin izlerini taşır ve birçok önemli yönleri o sistemden alınmıştır.
Ashıharaya göre diğer karete sistemleri süslü kelimelerden oluşan branşlardı. ancak savaşmak ile karşı karşıya kalınınca gerçekler ortaya çıkıyordu.

Kyokushin kaikan


Kyokushin kaikan (Japonca 極真会館 Kyokushin kaikan), Masutatsu Oyama tarafından 1964 yılında geliştirilen tam temaslı karate stili. Japonca'daki anlamı "nihai hakikat için toplum"dur.

Stilin Doğuşu

Kyokushin'in kurucusu Masutatsu Oyama Choi Yeong-eui adıyla 1923 yılında güney Kore'de dünyaya geldi. Oyama Çin ve Kore Kempo stillerini çalışmıştı. 1938'de ailesiyle birlikte Japonya'ya göç etti ve burada Judo ve daha sonra Shotokan adını alacak olan Okinava Karatesi çalıştı. Japon toplumuna daha iyi uyum sağlamak amacıyla Masutatsu Oyama adını aldı. II.Dünya Savaşı'ndan sonra Goju Ryu karate stilini çalıştı. Bu dönemde karatesini geliştirmek için üç yıllığına dağlara çıktı. Daha sonra ABD'ye giderek profesyonel güreşçilerle gösteriler yaptı.
1953 yılında Oyama Dojo adıyla Tokyo'da kendi karate salonunu açtı ve savaş sanatları gösterileri için tüm dünyayı gezmeye başladı. En çok konuşulan gösterisi çıplak elleriyle boğaları öldürmesiydi. 1964 yılında stiline Kyokushin-kai adını resmen verdi.

Teknik ve Antreman

Kyokushinkai'de eğitim üç ana başlık altında gerçekleştirilir.
Teknik (Kihon) Form (Kata) Müsabaka (Kumite) Kyokushin sistemi shotokan ve Goju Ryu gibi geleneksel karate stilleri üzerine temellenmiştir ancak boks ve kick boks gibi mücadele sporlarından pek çok unsuru müsabakalarına (kumite) katmıştır.


Kyokushin sisteminin ana özelliği tam temaslı oluşudur. Bu sebeple eğitmen ve öğrenciler tam temaslı bir dövüşe kendilerini hazırlamak için sert müsabakalara katılmaları gerekmektedir. Diğer karate formlarından farklı olarak Kyokushin herhangi bir eldiven veya koruyucu malzeme olmaksızın tam temaslı dövüşe büyük önem verir. Bu oldukça sert görünmesine karşın rakibin yüzüne vuruş yapılmasına izin verilmemesi ciddi zarar görülmesini önemli ölçüde engellemektedir. Diğer taraftan kafa ve yüze diz veya tekmelere izin verilmektedir.

Kyokushin stili shotokan stilinin çizgisel yapısından çok Goju Ryu'nun dairesel stiline yakındır. Oyama Shotokan'ı birkaç yıl çalışmış ileri antremanlarını Goju Ryu'da yapmayı tercih etmiştir ve bu Kyokushin sistemine de yansımış ve önceleri Shotokan benzeri bir eğitim olmasına rağmen sonraları Goju Ryu ağırlığı sistemde kendini hissettirmiştir.
İlk dönemlerde Masutatsu Oyama, sistemin gerçekçiliği adına yüze yumruk vurulmasına izin vermekte ve koruyucu eldivenler de kullanılmamaktaydı. Ancak bu durum müsabıklarda ciddi sorunlara yol açtığından yüz ve boyuna el ve dirsek vuruşları yapılmasına izin verilmemeye başlandı

Amerikan Güreşi







Amerikan Güreşi Nedir?


Amerikan güreşi, Türkiye dışında daha çok profesyonel güreş olarak bilinir. Kimileri pankreas der ve sonucu önceden belirlenmiş olan güreş tarzını belirtmek için kullanılır. Modern amerikan güreşi bir tür gösteri formudur. Katılımcıların amacı, ring içinde önceden planlanmış fiziksel bir güreş maçı sunarak izleyicileri eğlendirmektir. Güreşteki gerçekliğin derecesi ülkesine ve federasyonuna göre değişmektedir.



Amerikan güreşinde sonuçlar önceden belirlenir ama bunu sadece o maçtaki güreşçiler ve hakemler bilir. Hareketlerin güreşçiler üzerindeki etkisi asla abartılmaz. Birçok kişiye göre Amerikan güreşi bir şov olarak kabul görür ve "sahte" kelimesi tercih edilmez. Birçok güreş hareketi gerçek acı doğurabilir ve yanlış uygulanırsa sakatlıkla sonuçlanabilir.

maçlarının sonucunun ve genel gidiş önceden bellidir. Genelde maçlar face olarak tanımlanan iyi karakterli güreşçiler ve heel olarak bilinen kötü adamlar arasında gerçekleşir. Bir güreşçi kariyeri boyunca hikâyeler gereği hem iyi hem de kötü adam durumuna geçebilir.



Amerikan güreşinde çok değişik federasyonlar vardır. Bu federasyonlar Amerika`da, Japonya’da, Kanada’da, Meksika`da ve Avustralya’da bulunmaktadır. Bu bölgelerin resmi güreşidir. Türkiye’de ise resmi güreş yağlı güreştir.


Tarihçesi

1988'e kadar bu kemer daha çok "WWF Heavyweight Title" olarak bilindi. Aralık 2001'de hem WWF Heavyweight, hem de WCW'dan gelme World Title'ı birleştirmek için yapılan maçlarda Chris Jericho galip geldi ve kemerin adı bir süre "WWF/WWE Undisputed Title" oldu. Ağustos 2002'de Brock Lesnar Smackdown'a gidip kemeri de yanına alınca bu kemer sadece Smackdown'a ait oldu ve kısaca "WWE Title" olarak anılmaya başlandı. En son olarak da 2005 Draft Lottery'de John Cena RAW programına geçince kemer RAW programına ait oldu, ancak ismi değişmedi.

11 Mayıs 2012 Cuma

Wing Chun

Wing Chun


Wing Chun Nedir ?
"Wing-Chun uçsuz bucaksız bir tatlı su kaynağı gibidir. Ustanız sizi kaynağa yönlendirir; ne kadar su içeceğiniz size kalmıştır."
- Wing-Chun Deyişi -



Geleneksel Çin savaş sanatlarından birisi olan Wing-Chun, iç ve dış sistemlerin arasında çok özel bir yere ve ezoterik bir yumuşaklığa sahiptir. Yumuşaklıktan doğan bu hassas “güç” zahmetli ve bir o kadar da gizemli gelişim süreci sonrasında, - doğru uygulandığında - fiziksel görünüm olarak kendisinden çok daha güçlü kişilere karşı bile “patlayıcı” bir güç kazandırır. Rakibin “sert” ya da “vahşi” enerjisi, Wing-Chun’un “kırbaç” benzeri “pasif görünümlü” enerjisini ona karşı daha da etkin kılar.

Bizler bir savaş sanatından bahsederken neden “yumuşaklık, pasiflik, ve hassaslık” gibi daha “feminin” görünümlü kavramlar kullanıyoruz ki? Bu yumuşaklığı tanımlarken kullandığımız “ezoterik” [özel; gizli; belli bir gruba hitap eden] kelimesi gerçekten çok uygun bir kelimedir. Ancak malesef bu en önemli ve hayati Wing-Chun özelliği – yani “yumuşaklık” – birçok uygulayıcı tarafından doğru anlaşılmamaktadır. Bu özelliği anlamak için onu ve o özel gücünü hissetmeniz gerekecektir...


Yumuşak, Sağlam (ve Dayanıklı)


Wing-Chun’un özü, sanatın başlangıcından beri, yumuşak ama delici gücün geliştirilmesinde yatar. İstisnasız tüm hareketler narin ve ince yapılı bir bayan tarafından çok daha iri ve güçlü bir rakibe karşı rahatlıkla ve etkili bir şekilde uygulanabilir. Bu tür bir yumuşak feminin güç çok sert ve zorlu dış sistem antrenmanlarıyla kazanılamaz. Wing-Chun’un bu özel gücü defalarca kez tekrarlanan kusursuz duruş ve açı çalışmalarıyla kazanılabilir. Bu duruşlar ve teknikler daima sakin ve rahat bir tavırla çalışılır. Böylesine etkin bir gücün oluşturulması sırasındaki çalışmalar “kesinlikle” sakin ve rahat bir tavırla yapılırken, oluşan bu özel güç Wing-Chun tekniklerine maruz kalan diğer taraf için oldukça yıkıcı olacaktır. Bir Wing-Chun uygulayıcısına “Wing-Chun çalışmalarında Dit-Da-Jow kullanıyor musunuz? Diye sorduğunuzda, “Evet, rakibimiz için kullanıyoruz!” diyecektir.

Not: Dit-Da-Jow, geleneksel Çin tıbbında bedende darbeler ve yüzeysel sakatlanmalar sonucu oluşan yara, bere ve incinmelerin tedavisinde kullanılan özel tıbbi ağrı kesici merhem türlerine verilen genel addır.


Wing-Chun’un Bayan Elleri


Hem Wing-Chun’u bulan Budist rahibe Ng Mui, hem de bu sanata adını veren onun en iyi öğrencisi Yim Wing-Chun çok küçük (kısa boylu ve zayıf) bir fiziksel yapıya sahip iki bayandı. Ng Mui, ona Wing-Chun’un yakın döğüşte kullanılan benzersiz tekniklerini öğreterek Yim Wing-Chun’a ince ve narin bedeniyle kendisinden çok daha güçlü ve iri rakipleri nasıl yenebileceğini göstermişti. Zayıf, narin ve kısa bir bedene sahip kişilerin daha uzun ve güçlü rakiplerle mücadele ederken yakın mesafe dövüşe başvurması gerekiyordu. Wing-Chun’un merkez çizgi saldırıları, uzun boylu ve uzun kolları olan bir saldırgan için büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Yim Wing-Chun bu teknikleri kocasına öğretti, ve takip eden nesiller boyu sistem iyi şekilde korunarak çok az sayıda, sadık öğrenciye aktarıldı.



Ip-Man (Yip-Man): Wing-Chun’un Sembolü


Öğrencileri tarafından modern Wing-Chun’un Grandmasterı (Büyükusta) olarak ilan edilen Ip-Man, Wing-Chun’un ustalığını büyük kitlelere taşıyarak büyük popülarite kazandırmasına sebep olan kişi olarak bilinir. Yıllar içerisinde onun muhteşem eğitim sistemi birçok kişi tarafından sınanmış ve Ip-Man her seferinde büyük bir başarıyla sanatını temsil etmiştir. 1949’a kadar Wing-Chun’u dünyaya tanıtan tek kişi olan Ip-Man, büyük bir film sanatçısı ve Wing-Chun uygulayıcısı olan Bruce Lee’nin ustası olarak da bu sanatın tüm dünyada tanınmasında büyük rol oynamıştır.





54 kiloluk ince ve ufak tefek bedeni ve 1.67m’lik görünümüyle döneminin (ve hatta günümüzün) alışılmış stereotip savaş sanatçısı kimliğine pek uymuyordu. Birçok insanın ilk görüşte sahip olduğu duygu, bu minyon tipli Çinlinin bir karton kutuyu bile yırtamayacağı yönündeydi. Toplum önünde asla sergilemediği halde öğrencileri tahta adam üzerindeki çalışmaları sırasında onun sahip olduğu patlayıcı Wing-Chun gücüne defalarca kez şahit olmuşlardı. Sağlığının bozulduğu ileri yaşlarında bile kolları çok yumuşak ama güçlü ve sağlamdı. Bu büyük ustayı zihninizde iyi canlandırın çünkü o Wing-Chun’un sembolüdür.

Ip-Man bilgilerini birçok öğrencisine aktardı ancak sadece birkaçı “Yup-Sut” [manevi daireden] statüsüne layık olabilmiştir. Master Ho Kam-Ming, Leung-Sheung, ve Leung Ting bunlardan bazılarıdır.


Doa-Lo-Yut Cheung-Hung


Kanton Çincesinde "doa-lo-yut cheung-hung" ifadesi dilimize “yaşlandığınızda bomboşsunuzdur (ya da ‘güçsüzsünüzdür’), çünkü aslında başından beri boştunuz,” diye çevirilebilir. Bu sözden yola çıkarak şunu diyebiliriz:


"Hayatınızı Wing-Chun çalışarak geçirebilirsiniz, ama eğer temel prensipler ve eğitiminiz yoksa geçirdiğiniz onca zaman boşunadır. Bir sitilde 40 yılınızı geçirebilirsiniz ama temel prensipler yoksa siz bir hiçsinizdir, bomboşsunuzdur! "


Bu nedenle temel çok sağlam ve “doğru” olmalıdır. Wing-Chun için de diğer herşeyde olduğu gibi “temel” çok önemlidir. Birçok tekniği öğrenmektense doğru temel eğitimi alıp sanatın tümünün üzerine inşa edileceği temel prensipleri iyi anlamak ve onları uygulamaya dönüştürebilmek en önemli kazanım olacaktır. Bu sanatta sık sık öğrencilerime de ifade ettiğim gibi:


“Biz eğitmenler öğrencilerimize temel notaları ve doğru notalara nasıl basılacağını öğretiriz. Sonrasında onlar kendi bestelerini yaparlar. Eğer notalar doğruysa ortaya çıkan eser de güzeldir.”



Başarı Tesadüf Değildir

Her yeni temel prensip çalışmasında öğrencilerime sabırlı ve sebatkar olmalarını öğütlerim; ancak bu sayede bu sanatta ilerleyebileceklerini anlamalarını isterim – aynen benim ustamın bana öğütlediği gibi. Wing-Chun eğitminde hiçbirşey – hem de hiçbirşey – zorlamayla yapılmaz. Ustamın şu sözleri daima bana önderlik eder: “Daima kendi eğitiminin başlangıcındaki gerekli fiziksel ve duygusal motivasyonu hatırlayarak öğrencilerine tatlı-sert ama duyarlı bir liderlik yapman gerekir. Unutma ki başarı kişiden kişiye değişen oranlarda gerçekleşirken bu oranlamada kendini öğrencilerine adayan ve onlara saygı duyan bir eğitmenin payı oldukça yüksektir.” Ustam bir öğretmen-öğrenci ilişkisini kısaca şöyle tanımlardı:
"Öğrencisine gerçeği–doğruyu göstermek bir öğretmenin en büyük sorumluluğudur."
Herkes Wing-Chun eğitiminin gerektirdiği yıldıran fiziksel ve zihinsel talepleri karşılayamayabilir; ancak bütün bunlara tahammül ve sabır göstererek çalışmalarına devam eden ve Wing-Chun Zihnine sahip olmayı başaranlar sanatın gerçek gücüyle tanışabilirler. Bazı eğitmenler “yanlış öğrencilere” çok fazla teknik sırlar vermenin rahatsızlığını yaşar ve hatta bildiklerini paylaşmazlar, ancak unutmamaları gereken şey şudur ki “zaten o tür öğrenciler anlatılanların çok azını anlayabilir ve uygulayabilirler”. Bu nedenle bir Wing-Chun eğitmeni, öğrencilerini “iyi – kötü” diyerek kısıtlamak yerine sanatın temel prensiplerini olması gerektiği gibi öğretecek ve bu sayede öğrencisinin iç dünyasındaki değişimlere de imkan sağlayacaktır. Birçok müsabakada, iş, eğitim ve özel hayatlarında sürekli başarılara imza atan Wing-Chun uygulayıcılarının bu başarısı tesadüf değildir.
Wing-Chun ve “Sır”

Bir Wing-Chun eğitmeni aynen bir anne kuşun yavrularını beslemesi misali usta bir şekilde ve her seferinde öğrencilerinin sindirebilecekleri kadar bilgi verir: her hareketle ilgili çok küçük detayları öğrencileriyle paylaşır. Sahip olduğu bilgi öylesine net ve özeldir ki yapılan her teknikte ufak açı farklarıyla kasları ve iskelet sistemini en üst düzey verimlilikle kullanarak Wing-Chun’un gerçek gücünün farkedilmesini sağlar. Wing-Chun eğitmeninin “korunan sırları” yoktur. Aslında herhangi bir sitilin “sırrı” yoktur; sır diye anlatılanlar tekniklerin gerçek gücünü oluşturan küçük detaylarıdır. Bu detaylar sanatı öğrenmek için gelen samimi her öğrenciyle paylaşılır. Eğitmenin karşılığında öğrenciden beklediği tek şey ise anlatılanların öğrencisi tarafından özümsenip uygulamaya dökülebilmesidir. Eğitmen öğrencisine doğru patikayı gösterir ve oradan geçecek olan yine öğrencinin kendisidir. Wing-Chun sisteminde kimse becerilerini saklayamaz. Temas refleksi bunun en güzel göstergelerindendir. Wing-Chun’da sadece uygulanabilir gerçekçi teknikler ve onların temel prensipleri çalışılır.
Wing-Chun ve Duruş
Wing-Chun eğitimlerinin başlangıç safhasında çalışmaların dörtte üçü doğru bir duruş kazanmaya ayrılır. Wing-Chun’un en temel duruşu olan ve keçi ya da at duruşu olarak nitelendirilebilen Yat-Chi-Kim-Yeung-Ma uzun süren çalışmalar sonrasında kişiye yere daha sağlam ve dengeli basma hissi kazandırır. Bu “kök salma” tüm ağırlığın yere saplanarak kendinizi yere çivilemeniz anlamına gelmez; aksine o güçlü ve sağlam duruş kendisiyle beraber hafif ve manevra gücü üst düzeyde bir duruş sağlar. Bu duruş sağlamdır ama tüm bedendeki gevşek ve rahat hal nedeniyle de her türlü ani tepkiye hazır bir özelliğe sahiptir. Çünkü Wing-Chun temel prensipleri bize sürekli şu gerçeği hatırlatır:
“Gergin kaslar tepkime zamanını yavaşlatır.
Birinci günden başlamak üzere Wing-Chun çalışanına kaslarını gevşek tutması öğütlenir. Böylece sadece ihtiyacı olduğu kadar güç kullanarak sanatın bir diğer temel prensibini de uygulamayı öğrenir. Diğer birçok sanatta ilk günlerden itibaren hafiften serte ve daha ağıra doğru giden eğitim süreci Wing-Chun’da hafifle başlar ve “daha hafife” doğru yol alır. İlerledikçe kaslar daha gevşek, kollar daha yumuşak ve bir yay çevikliği ve hızıyla tepkimeye hazır ama gerginlikten uzak bir hal alır. Abartılı ve sert dışsal egzersizler yerine daha ilmik ilmik atılan dokumalarla sanat işlenir. Bu sayede sert ve hantal kaslar yerine, gevşek ve dinamik kaslar elde edilir ve bu da patlayıcı Wing-Chun gücünü oluşturur. Güç, bilinçaltında sakin bir şekilde geliştirilirken bilinçli gerginliğe izin verilmemelidir. Bütün bunların oluşturulmasında Chi-Gong ve Tai-Chi çalşımaları önemli rol oynar.
Gerçekci dövüşlerde harekete geçmek için düşünmeye vakit olamayacağı için Wing-Chun uygulayıcılarının bedeni sürekli bir sükunet ve gevşeklik içinde olmalıdır – ve her gerektiğinde düşünmeye ve planlamaya gerek kalmaksızın en hızlı ve rahat tepkiyi verebilmelidir. Katı bir bedenin tepki hızı sakin bir bedene göre çok ama çok yavaştır. Bilincin devrede olduğu bir savunma halinde ya aşırı endişe ya da aşırı saldırgan tavırlar doğar. Bunun en güzel örneklerinden birisi bedenimizin istemdışı tepkilerinden biri olan göz kırpmadır: eğer herhangi bir işi yaparken rüzgarın etkisiyle gözümüze bir yaprak gelse gözkapaklarımız en doğal ve sakin haliyle kapanır. Ama aynı yaprak için bir arkadaşımız bizi uyararak, “şimdi gözüne doğru bir yaprak atacağım, gözkapaklarını zamanında kapat,” dese gözümüzü sürekli, endişe ve katı eylemlerle dolu bir şekilde kırparız. Eğer tepkimizin doğal ve hızlı olmasını istiyorsak bedenimizi ve zihnimizi endişeden ve gerginlikten uzak tutmayı öğrenmemiz gerekir.
Beş Temel Prensip

Yukarıda anlatılan tepkileri geliştirmek için Wing-Chun teorisinin temellerini oluşturan beş prensibi büyük bir sabır ve arzuyla çalışmak gerekir. Wing-Chun eğitmenleri de bu beş prensibi ve uygulamalarını öğrencilerine öğretmelidir. Bu eğitimlerin yapıldığı çalışmalar bazen monoton ve sıkıcı olabilir. Örneğin yeni bir öğrenci geleneksel Wing-Chun eğitimleri sırsında bir duruşu aylarca yapmak zorunda kalabilir. Bu sayede ilk beş prensibi geliştirerek daha ileri duruş ve hareketlere geçebilir. Bu anlamda Wing-Chun, çok hareketli bir yaşam içerisinde hayatını devam ettiren ve sabır konusunda sorunları olan batı insanına çok çekici gelmeyebilir. Ancak bu eğitimlerin önemi asla göz ardı edilmemelidir ve olabildiğince eğitim müfredatlarına yayılmalıdır.
En temel Wing-Chun duruşu olan Yat-Chi-Kim-Yeung-Ma duruşunda aşağıdaki beş temel prensip uzun süre ve itinalı bir şekilde çalışılmalıdır (bu makalemizde prensiplerin sadece isimlerini vereceğiz):